YAŞANMIŞ İLGİNÇ ANILARIMDAN BAZILARI..
- CUMA NAMAZINA GİTMEK İSTİYORUM!
Yıl 2000, uluslararası bankacılık sistemleri için Vsat haberleşme sistemleri kuran ve çok da iyi bir maaş veren firmaya girmiş idim. Bugünkü parayla 9 küsür asgari ücret tutarında bir maaşa anlaşmış idik. Özel aile sigortası, yemek ticket vesaire çok iyiydi. Maaşın düşük ama yılbaşında güzel bir ayarlama yaparız diye söz vermişti ve müdürümüz ODTÜ mezunu bir elektronik mühendisi idi.
Pazartesi işe başladım ve işimize ısınmaya, alışmaya çalışıyorum, gayette güzel gidiyor işimiz. Cuma günü öğle vakti geldi ve ben Cuma namazına gidip hemen 20 dakika da Cumanın farzını kılıp gelmek için izin istedim. Zaten camide şirket binasına 100-150 metre kadar oldukça yakın. Bizim ODTÜ’lü müdürümüz “Hayır olmaz! işimiz daha önemli gidemezsin” diye bana Cuma namazına gitmeme izin vermedi! Senin dini inançlarına saygılıyız ama işimiz daha önemli dedi. Bende “müdürüm şuan öğle molası zaten ve sadece 20 dakika izin istiyorum, Cuma namazının farzını kılıp hemen gelirim” dedim.
“Hayır izin veremem dedi, senin inançlarına saygılıyız ama işimiz daha önemli” dedi. Ben ise “müdür bey öğle molasında 20 dakika inancım gereği Cuma namazına bana izin vermiyorsun ama ben tuvalete girsem 20 dakika değil daha fazlasıyla 30 dakika tuvaletten çıkmasam, bana insanlık hali, midesi bozulmuştur vesaire diye hiçbir şey demezsiniz bu nasıl inanca saygı! Siz bana ve inancıma saygı duymuyorsunuz dedim. Ben Cuma namazına gidiyorum” dedim. “Gidersen bir daha bu şirkete geri dönemezsin” dedi. Gerek yok dönmeyeceğim zaten dedim. Bu sözüme çok daha bozuldu ODTÜ’lü müdür bey! Arkamdan bana dedi ki “demekki senin yerine yeni birini alırken ilk soracağımız şey namaz kılmamasını şart koşacağız” dedi. O gün bu gündür ODTU mezunlarını pek sevmem.
Vel hasılı kelam kendime, mesleğime, eğitimime öyle güveniyorum ki Allahın dini için, inancım gereği rest çekmekten de kaçınmam. Bu olaydan 2 ay sonra İsviçre’li Uluslararası çalışan başka bir şirkete girdim. Maaşı biraz daha düşük idi o günkü para ile 6 küsür asgari ücret kadardı. Bu yeni şirket ile İsviçre Zürih’te teknik eğitime gittim. Ben işime gücüme bakar kimseyle pek ilgilenmem, inancımıda zorda kalmadan pek açıklamam. İsviçreli şirket müdürüm öğle vakti geldi bana ve beni boş bir odaya götürüp kapısını açtı ve dedi ki “Sen Müslümansın eğer ibadet yapmak istersen burada olduğun müddetçe bu odayı kullanabilirsin, al buda anahtarı” dedi. Gel birde buradan bak bu olaylara..
Biri İstanbul’da memleketimde dini yaşantımı engelliyor sözde adı müslüman kendi kağıt üzerinde ama devşirilmiş yerli gavur dinimi ve inancımı kabul etmeyip, saygı göstermeyip, inancımı engelliyor! Diğeri ise ecnebi memleketinde hristiyan gavuru ama benim dinime inancıma saygı gösterip bana yardımcı olmaya çalışıyor. Bizim yerli gavurlarımız gerçekten azılı din, İslam, Müslüman düşmanı “kafir kare kafirdirler”, yaşayarak bizzat gördüm.
Tabi şunu özellikle belirtmek isterim, bu olaylardan sonra benim rızkım ve kazancım çok daha fazla arttı. Çünkü rızkı veren yüce Allah’tır, kullar sadece sebeptir. Allah sebebi değiştiriverendir..
—– o —–
- CUMA NAMAZINA GİTTİĞİNİZİ BİLSEYDİK SİZİNLE İŞ YAPMAZDIK!
Yaptığımız işimiz gereği herkesin yapamadığı eğitim ve uzmanlık gereken cihazların ticaretini de yapmaktayız. Bir sıra kendi firmamızda bizim birader ile de beraber çalışmış idik. Türkiye de oldukça ünlü şişe ve cam üreten büyük bir firmaya Spectrofotometre cihazları satmış idik.
Vel hasılı kelam bir Cuma günü biz gene Cuma namazına gittik. Tam o vakitte tahminimce özellikle arayıp tespit etmeye çalışıyorlar diye düşünüyorum ve bu firma yetkilisi bizi aramış ama Cuma namazında olduğumuz için bize ulaşamamış.
Cuma namazından gelip mesaiye başlayınca gene aradılar, bizim birader firma telefonunu açıp buyurun deyince ” Bir saattir sizi arıyoruz ulaşamıyoruz, neredesiniz ?” deyince bizim birader de gayri ihtiyari ” Cuma namazında idik buyrun” dedi. Karşı firmanın yetkilisi ise ibretlik şu sözleri söylemiştir !
” Aaa siz Cuma namazımı kılıyorsunuz! Bilseydik sizinle iş yapmazdık” demişlerdir.
Önemli Not: Ve bir daha asla gerçekten bizim firmamızla çalışmadılar!
“Kafir kare kafirdir” “bizim yerli gavurlarımız.. Tabi “Kafir kare kafir” benim kendi tabirimdir artık üslü sayı olarak “kafir küp kafir” mi? Üslü sayıları nereye gider Allahu Alem..
—– o —–
- ÇÜNKÜ BEN MÜSLÜMANIM!
Gene çalıştığım firmalardan birinde, patronlarımız dinle imanla hiçbir alakası olmayan, kul hakkı, çalışan hakkı yiyen kişilerdi. Cuma günleri hiçbir zaman zaten Cuma namazına gitmezlerdi ama sekreterlere talimat verirler, eğer arayan müşteri müslüman ve dini hassasiyeti varsa, cuma namazı vakti cuma namazında diye yalan söyletirlerdi.
Bir ramazan ayında oruçlu olarak sabah şirkete gittim. Şirkette kimse oruç tutmazdı ama sözde müslümanlardı! Sabah şirkete girer girmez çay ister misin diye sordular, ” Hayır oruçluyum” dedim. – Ya Mustafa, bu sıcakta, çalışırken niye oruç tutup kendini zora sokuyorsun ki dediler? “Çünkü ben Müslümanım, bu sebeple oruç tutuyorum” dedim. – Ne yani biz müslüman değil miyiz, bir tek sen mi müslümansın, falan filan deyip bana kızdılar ve bir sürü boş boş cahilce laf salatası yaptılar..
Her neyse, aradan 5 dakika geçti geçmedi. Ceyhun diye onların düşüncesinde olan başka bir çalışan arkadaş geldi daha kapıdan içeri girer girmez, bunların çay içtiğini görünce “Bre Kafirler, ramazan da neden oruç tutmuyorsunuz” dedi. Hepsi -hahaha, -hihihi bunun kendilerine “Kafir” demesine bile güldüler ve gülüp geçtiler, ilahi Ceyhun ne hoşsun dediler..
Ben onlara sadece “Ben Müslümanım bu sebeple oruç tutuyorum” deyip inandığım gibi yaşamaya çalıştığım ve dik durduğum için onların yaşantısını reddettiğim için en güzel cevabı verdim. Diğer arkadaş ise onlardan olduğu için onlara Kafir diye hitap etmeleri bile onlara hiçbir şekilde tesir etmedi.
Müslüman isen yaşantın, Allah rızası için dik duruşun, konuşman, ibadetin, giyimin vel hasılı kelam herşeyin din düşmanlarına batar. Seni kendilerine benzetmek için ellerinden geleni yapacaklardır.
Her zaman dediğim gibi “Kafir kare kafirdir” bizim yerli devşirilmiş din düşmanı kafirlerimiz..
—– o —–
SEVGİLİ BABAM VE SON NEFESİ
Bir erkeğin yaşamında dönüm noktaların biride babasını kaybettiği, babasını ahirete yolcu ettiği gündür. Bu sözün doğru olduğuna inanırım. Bu yaşanmış hikayeyi de bazı insanlara hem ibret, hem ders, hemde halen vakit varken kurtuluş için çaba göstermeleri için anlatıyorum.
Babamın çocukluğu ve hayatı gerçekten çok zorluklarla ve yoklukla geçmiş, tek parti sisteminin dinden uzak, ateist, putperest eğitim politikalarıyla zehirlenmiş ama cuma namazlarını ve kandil gecesi yatsı namazlarını kaçırmayan fakat diğer zamanlarda da rakı kadehini pek terk etmeyen, malum partinin tek adamını örnek alan ve savunan biriydi. Ben küçükken, babamın tek parti zihniyetinin zehirli eğitim sisteminden öğrenmiş olduğu boş mavallarıda kendisinden çokça dinlemişliğim vardır. Bu detaylara pek fazla girmeyeceğim ama ben bu ateist ve putperest eğitim sisteminin kendisini kuran rejimin devamı için gelecek nesillerin beyin yıkama operasyonlarının eseri olmayı 19 yaşımda terk ettim ve kendi dünyamı ve kendi hayatımı kurma yolunu seçtim.
2000’li yılların başında babamın yaşantısından hazetmediğim gibi onun hidayete ermesi, namazına başlaması, ölümlü ve ölmüş insanları putlaştırarak sevmeyi ve yüceltmeyi terk etmesi için yüce, güzel ve büyük Allahıma çokça dualar etmeye başladım. Bir gece ise uykumdan dehşet bir rüya görerek uyandım.
“Rüyamda tır büyüklüğünde ve kalınlığında 2 veya 3 kilometre uzunluğunda kıvrıla kıvrıla hareket edip babamı yakalamaya çalışan büyük dehşet verici korkunç bir yılan babamı kovalıyordu. Bilenler bilir, Karabiga’nın dış mahallelerinden ta kalelere kadar uzanan ve kıvrılarak haraket eden korkunç ve dehşet verici bir yılan. Babam ise bu büyük ve canavar gibi korkunç yılanın sadece birkaç metre önünde küçücük bir insan olarak ondan kaçmaya çalışıyordu.” Şuan yazarken bile gördüğüm rüya ve bu korkunç yılan gerçek gibi hala gözümün önüne geliyor..
Bu rüyadan korkarak uyandım. Ertesi gün manevi büyüğüm ve değerli Hocam’a bu rüyamı anlattım. Hocamın tabiri ise “İşte bu yılan babanın ameli ve eninde sonunda babanı yakalayacak, sana babanın gidişatını göstermişler” dedi. Allaha yönelir tevbe ederse ne ala ancak o zaman bu yılan küçülüp yok olacaktır ve ondan kurtulacaktır , dedi. Ben babama bu rüyamı hiç anlatmadım veya anlatamadım ama onun için hem annem hemde babam için daha çok dua etmeye, beş vakit namazlarını kılmaya başlamaları, tevbe etmelerini ve ölmüş aciz insanları sevip putlaştırmaktan vazgeçip, açık ve gizli şirkten kurtulup, müslümanca bir hayat yaşayarak ahirete gitmeleri son nefeslerinin imanla olması için çokça dualar etmeye başladım. Arada memlekete gittiğimde, İstanbul’dan telefon ettiğimde anne ve babama beş vakit namaza başlamalarını nasihat etmeye başladım. Dinden tamamen uzak değillerdi ama beş vakit namazda, tevbe de gidişatlarını değiştirmekte yoktu. Sevgili peygamberim Hz. Muhammed aleyhisselamın “Namaz olmayan dinde hayır yoktur” dediğini acizane tebliğ idi benimkisi..
2002 yılında Halit abimin erken yaşta kaybı bizi ailece çok üzdü fakat annemle babamı sanki yıktı geçti. Annem ve babam bu üzüntülerden olsa gerek daha fazla bizlere İstanbul’a gelip gitmeye başladılar. İster ailecek başımıza gelen müsibetin etkisiyle, ister dualarım vesilesiyle diyelim annem ve babam beş vakit namazına başladılar ama benim o gördüğüm dehşet rüya aklıma geldikçe Babam için daha çok şeyler yapmam gerektiğinin farkında idim. Babama bizim tasavvuf yolumuzun ümmeti Muhammedin her ferdine dağıtılmak üzere Sevgili Peygamber Efendimiz aleyhisselam tarafından hac dönüşü manevi alemde Medine’de, Sultan Baba R.A. hazretlerimize verilen, ondan da Şerafettin Poyraz Hocamıza, akabinde de tarafıma tevdi edilen tesbihatı çekmek üzere kendisine tebliğ ettim. Tesbihat kısa, kolay ve çok etkiliydi. Her gün sadece,
500 defa “Estağfirullah el Azim”
500 defa “Allahümme salli ala Muhammedin vessellim” çekmekten ibaret idi.
Tabi ki ben her ne kadar bu tesbihatı babama verdiysemde doğrusu babamın çekeceğine çokta güvenemiyordum. Birgün ikindi namazı vakti babamı Şerafettin hocamın görev yaptığı camiiye vakit namazına götürdüm. Telefon ile de önceden Şerafettin hocamı arayıp “Hocam biz babamla vakit namazına geleceğiz, namazdan sonra bu tesbihatı çekmesi için babama birde siz anlatsanız” dedim. Kendisi bu güzel tebliğ fırsatlarını kaçırmayan seve seve yapan değerli bir insandır ve hemen “olur tabii ki” dedi. Vakit namazını cemaatle kıldık, sonra da Şerafettin hocam, babam ve ben üçümüz caminin altındaki çay ocağına gidip hem çay içtik, hem sohbet ettik, hemde Şerafettin hocam babama bu tesbihatı tekrardan anlattı ve yeniden çekmesi için verdi. Babam tamam inşallah çekeceğim diye aldı kabul etti.
Bundan sonra babamın zaman zaman bize geldiklerinde sabah namazını kıldıktan sonra oturup bu tesbihatı çektiğine bizzat şahit oldum. Bazen babama tesbihatı çekiyor musun diye sorduğumda “Evet çekiyorum oğlum” derdi. Babam sözünde duran, delikanlı, mert, sert görünüşünün altında merhametli güzel kalpli, adam gibi erkek adamdı. Allah rahmet eylesin.
Sözü uzatmayacağım 2005 yılında ailecek annem ve babam dahil iki haftalık umreye kutsal topraklarada gitmek nasip oldu. 2006 yılında ise sevgili babam kansere yakalandı ve 2007 yılının başı Ocak ayının 7’sinde kanserden yatağında şehit oldu. Şehit oldu diyorum çünkü Sevgili Peygamber Efendimiz aleyhisselam “Tedavisi olmayan hastalıktan ölen ümmetim şehittir” demiştir.
Babam son zamanlarında çok ağrı acı çektiği için daha iyi bakımı ve morfin ağrı kesici yapılması için özel bir polikliniğe yatırmış idik. Vefat edeceği gün, sabah namazını kılıp tekrar uyuya kalmıştım. Rüyamda Hızır Aleyhisselam mübareğimi Karabiga da bizim evin 2 sokak ötesinde gördüm bana yukarıdan ikinci kat balkondan seslendi ve “Bu miski cennetten baban için getirdim” dediği misk yağını döktü bende aşağıdan iki avucumu açarak Hızır aleyhisselamın yukarıdan döktüğü miski avucumun içine doldurdum ve koşa koşa evimize gitmeye başladım. Çeşme önüne geldiğimde babamın bizim evden sesini duymaya başladım, ki çeşme önü ile bizim evin arası 80-100 metre kadardır. Babam çok güzel bir şey kokuyor, çok güzel birşey kokuyor demeye başladı. Evimizin bahçesinden hemen eve girdim, evin arka odasında annem ve babam yan yana idi. Dedim ki “Babacığım vallahi Hızır aleyhisselam senin için bu miski Cennetten getirmiş” dedim. Babam iki elini benim avucumun içindeki cennetten gelen miske daldırarak alıp alıp yüzüne gözüne vucuduna sürdüğünü gördüm. Böylece rüyamdan sevinçle uyanıp hemen hazırlanıp babamın yattığı özel polikliniğe sabah erken saatte gittim.
Babam uyanmış ama ağrı ve sızılarından dolayı hiçte iyi görünmüyordu. Gelmeden önce gördüğüm rüyamı anlattım, tüm ağrı ve sızıları içinde beni dinledi ve sevindi. Çok fazla ağrı ve acı çekiyordu. Babamın yattığı odanın dışında lavabo tuvalet vardı hemen abdest tazelemek için lavaboya gittim. Lavabodan çıktım ve babamın yattığı odaya girdiğimde babam sırt üstü yattığı yatağından doğrularak “La ilahe illallah, Muhammeden Resulullah” dedi ve sırt üstü yatağına düşüp son nefesini verdi. Son sözü kelime-i tevhid idi.
Hazreti Muhammed Aleyhisselam efendimizin verdiği tesbihatı çekip, Hz Hızır Aleyhisselamın cennetten getirdiği misk ile müjde alıp, imanla ahirete göçmek ne mutlu, ne büyük, ne olağan üstü bir olay, anlatılamaz ancak yaşanabilir..
Bana nasip olur mu bilmiyorum, son nefesimde imansız gitmekten korkuyorum. Babam iman bayrağını çekip gitti, kurtuldu ama ben olacağımı bilmiyorum. Allahım sana sığındım, beni sevdiklerimi son nefeste kurtar, affet, bağışla. Sana ve habibine iman üzere canımızı al, bizim sahibimiz sensin Allahım. Habibin Hazreti Muhammed aleyhisselam hürmetine bizi sensiz bırakma. Bizi sevgiline Hz Muhammed aleyhisselama bağışla ey güzel, yüce Allahım.. Amin.
24.11.2025 M.K.
—– o —–